saitkosk 1 Takipçi | 22 Takip
Kategorilerim

Belleğimde İz Bırakan Kitaplar

İzlenimler

Diğer İçeriklerim (9)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (1)

Sarı/ Ahmet Tezcan

2015-03-07 21:43:00
Sarı/ Ahmet Tezcan |  görsel 1
Serinin birinci kitabı Kafirun’da, yaşadığım yılları değil de bana anlatılan yılları okumuştum. Pek de uzak olmayan yakın tarihteki yılları. Yaşayanların bizzat ağzından dinlediğim yılları. Olaylara tanık olanların, hatıralarını gazete köşelerinde ya da kitaplarında paylaştığı yılları. Sarı’da ise aslında bir yönüyle kendimi okudum. 1970’li yılların hareketliliği benim de çocukluğuma rastlıyor. 
 
Sarı, yetmişli yılların başında imam hatip öğrencisi. Bense sonunda. On dokuz mayısları yazarın yaşadığı şiddette yaşamasam da artçılarını yaşadım. Törenlerde ve ziyaretlerde imam hatipler epey bir yıl yok sayılmış. Aynı minvalde bir yok sayılmayı yıllar yıllar öncesinde Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Kahramanmaraş ziyaretinde yaşandığını Vehbi Vakkasoğlu’nun bu yakınlarda okuduğum Sandal Hoca kitabında da görmüştüm.
 
Sarı’nın on dokuz mayıs töreni için yazdığı yazı, demek o kadar beğenilmiş ki -ya da farklı sebeple- bundan sonra bu türden bütün törenlerde ya yazılar imam hatipliler tarafından yazılmış, ya da imam hatipliler tarafından törenlerde okunmuştur. 
 
Sarı romanıyla Ahmet Tezcan bir döneme ayna tutuyor. Dönemin siyasi problemleri, anarşik hareketleri, okullardaki öğrenci olayları, hapishanelerin kızıllar ve yeşillerle doldurulması, bazen trajik çoğu zaman ironik bir şekilde anlatılıyor. Hapishanede kızılken yeşile dönenler de kitapta yer buluyor. Kitapta en çok ironik bulduğum bölüm, Kadir Hoca ile Doğan Hoca’nın birbirine zıt konudaki kitapları birbirinden habersiz aynı korkuyla okulun bahçesine gömmeleri ve bir gün buradan çıkardıkları kitapları değiş tokuş yapmaları, bölümüydü. 
 
Korkut’un Sultan’a olan aşkı, annenin kızını “Bir ölü yıkayıcıya mı vereceğim seni. O günleri görmektense Allah ölümü göstersin daha iyi.” türünden azarlaması ve bu aşka karşı çıkması, Korkut’un; Sultan’ın akrabalarınca dövülmesi, Sultan’ın yakın akrabadan biriyle evlendirilmeye çalışılması, Sultan’ın bunu kabul etmeyip intihar etmesi, doğrusu çok üzüldüğüm bir yerdi. Niye mi? Çünkü okul yıllarımda buna benzer çok hikayeleri kendi etrafımda da duyardım. O zamanki aşklar şimdiki kadar aşikar değildi, aileler de aşka bu kadar sıcak değildi. Duyulduğunda burada olduğu gibi herkes günlerce böylesi acı olayı konuşur; duyulmadığında ise, -ki çoğu zaman duyulmaz- aşklar sır olarak kalır. Bu sırlar da sahiplerince yarım yarım sonsuza taşınırdı. 
 
Kafirun kitabının sonunda üç idam vardı. Menderes ve arkadaşları ihtilalciler tarafından asılmıştı. Tüm Anadolu halkı sağcısıyla solcusuyla bu duruma çok üzülmüştü. Bu kitabın sonunda da sanki bu idamların rövanşı alınıyormuş gibi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı var. İnsan olan herkes nasıl ki Menderes ve arkadaşlarının asılmasına üzülmüş ise Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılmasına da o derece üzülür. Gençlerin hatası olabilir. Ama bu hatalar idamı gerektirecek hatalar mıydı, ortak vicdan hayır diyor. 
 
Kitap yer yer bana kahkahalar attırsa da, çoğu yerde de ağladım. Şoför Hikmet Usta’nın kapısını tekrar Kel Tayır’a açmasına sevindim. Kucaklaşmalarında ağladım. Farklı görüşte olmasına rağmen Kadir Hoca’nın Anadolu’nun kavruk çocuklarına bakışını beğendim. Takdir ettim. "Görüşlerini boş ver, işte insan!" dedim. Siyasi görüşlerin oluşturduğu nizaların mahallelere kadar gelmesini, kurtarılmış bölgeler ilan edilmesini, aşağı mahallenin yukarı mahalleden dayak yemesini, ya da tersinin olmasına üzüldüm. Yazarın bu kitapta anlattığı zamanda olaylar henüz sokaklara kadar girmemişse de yetmiş sekizde imam hatibin henüz birinci sınıfındayken Maraş olayları sırasında kurşun yağmurları altında sokak olaylarını bizzat yaşadım. 
 
Ahmet Tezcan’ın kitapları hızlı okunuyor ve çabuk bitiyor. Bitince hüzünleniyor insan. Şimdi serinin üçüncüsünü bekliyorum. Yazarına sordum, “Üçüncü kitap ne zaman inşallah?” “Keşke okunduğu kadar hızlı yazılabilseydi kitaplar.” dedi. Röportajında okudum, Sarı bir ayda yazılmış. Ekliyor: “Kırk yıl artı bir ay.” Şimdi kırk iki oldu. Yani Kırk iki artı bir ayı bekliyoruz merakla.  Bilmem ama içimden bir ses yine bir ihtilal dönemi ve o dönemde yaşanan idamlar da üçüncü kitabın konusu olacak diyor Allahü alem. Yazarı daha iyi bilir tabi.
 
Sarı, Ahmet Tezcan, Timaş Yayınları, İstanbul
 
Sait Köşk
07.03.2015

7
0
0
Yorum Yaz