saitkosk 1 Takipçi | 22 Takip
Kategorilerim

Belleğimde İz Bırakan Kitaplar

İzlenimler

Diğer İçeriklerim (9)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (1)

Kâfirûn/ Ahmet Tezcan

2015-03-07 21:46:00
Kâfirûn/ Ahmet Tezcan |  görsel 1

Kitabı dün elime almıştım. Bugün bitirdim. Ahmet Tezcan belki yirmi yıldır takip ettiğim bir yazar. Geçmişte Dördüncü Kuvvet Medya başlığıyla medya eleştirilerini çok okudum. Belli başlı bir kitabını okumamıştım. Öğrendim ki zaten bu da onun ilk belli başlı kitabıymış. “Alkımın Altından Kimse Geçemez” üçlemesinin ilk kitabı. Okumadığım ikinci kitabı Sarı’da böyle yazıyor. Üçüncüsü henüz çıkmadı. 

Kitabın kendisinde okumadım. Ama yorumlarda gördüm ki yazar burada kendi hayatından kesitler anlatıyor. Kendi hayatı ekseninde bir dönemi yazıyor. 60’lı yılları anlatıyor. Bediüzzaman’ın vefat ettiği, Menderes’in asıldığı, Risalelerin ve “ne olur ne olmaz” denilerek tüm Osmanlıca eserlerin naylonlara sarılıp toğrağa saklandığı Osman Bölükbaşı’lı yılları. 

Kitap akıcı bir üsluba sahip. Yer yer argo, yer yer “Batıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlaldir.” gerçeğine uygun cümleler de var. Romancı işte, hayatın içinde olan bazen en mahrem konuları da es geçmiyor, geçemiyor. 

Kitapta iki İsmet, iki de Hikmet var. “İsmetlerden bir tanesi, mahallede ‘acer gelin’ diye bilinen ama bizim mahallenin yosması diyebileceğimiz, fingirdek bir kadındır. Diğer İsmet ise, arka planda olan ama siyasi ihtirası bütün memleketin üstüne bir gölge gibi çökmüş olan İsmet Paşa’dır.” “İki İsmet’in hikayesi şiddetin ve şehvetin hikayesidir.” “Şiddet ve şehvetin panzehiri olan uhuvvet ve muhabbet ise Hikmetler ile ortaya çıkıyor.” Birisi Nurcu Çerkes Hikmet Usta, diğeri kominist Doktor Hikmet. İki hikmet her ne kadar zıt kutuplar gibi dursalar da aslında sosyal olaylara bakışı bir o kadar yakındır. Sadece birisi Allah diyor, kader diyor; diğeri determinizm diyor, her şeyi akla vuruyor. (Determinizm: Evreninin işleyişinin, evrende gerçekleşen olayların çeşitli bilimsel yasalarla, örneğin fizik yasaları ile, belirlenmiş olduğunu ve bu belirlenmiş olayların gerçekleşmelerinin zorunlu olduğunu öne süren öğretidir. Yani öğretiye göre her şey belirlenmiştir ve değişmesi mümkün değildir. Vikipedi.) Hikmetler “Birbirinden farklı iki insan değiller. Aslında birbirine çok benzeyen insanlar. Bir insanın aynada kendisine bakması gibi bir şey bu. Bunun sebebi de köklerin aynı olması. İki Hikmet’ten bahsediyoruz. Ortada bir komünist Doktor Hikmet, bir de Nurcu Hikmet var. Fakat komünist Doktor Hikmet’in içinde de iki Hikmet var. Biri komünist olmadan önce son derece dindar olan Hikmet, diğeri de o dindar Hikmet’i bir türlü unutamayan ve onun argümanlarını siyasi ideolojisine taşımaya çalışan Hikmet.”

Roman bir dönemi her şeyiyle anlatıyor. Kalemin ve kelâmın suç olduğu dönemi, delisiyle velisiyle; kahvesiyle mahallesiyle anlatıyor. Mahallede olan hiçbir şey gizli kalmıyor. Gençlik aşkları, sarhoşlar ve sarhoşların ailelerine ettiği zulümler. Ölümler. Öldürmeler ve intiharlar. 

Ve anneler. En çok da anneler. “Anasızlık, babasızlığa hiç benzemiyordu. Babası ölen hiç büyümüyordu, ama anası ölen, onun son nefesiyle birlikte çocukluktan çıktığını, bir anda büyüdüğünü, büyüyüp soğuk bir karanlıkta tek başına kalakaldığını görüyordu.” 

Ve de babalar: “Anaların ağlayışı da kendileri gibi güzeldi. Ama babaların ki öyle değildi. Babalar ağlarken kayalar yerinden oynayıp yuvarlanıyor, ağaçlar kökünden sökülüp devriliyor gibiydi. Ürkütücü bir şeydi babaların ağlayışı.”

Güzel bir romandı. En çok Hikmetlerin birbirlerinin annelerini anne olarak kabul etmeleri, birbirlerini aynı annenin iki çocuğu gibi görmeleri bölümünü çok beğendim. Kırmızı ve yeşil de olsalar muhabbet müthiş bir şey. Halit’in kardeşi Deli Mehmet’i döverkenki merhameti. Sonrasındaki halleri. Ve Havva annenin Halit’i tesellisi de güzeldi. Kel Tahir'in bütün vücuduna kına yakıp, gözyaşları içerisinde don paça Hikmet Usta'nın evine gitmesi de yine güzel bir sahneydi. Bu hızla Sarı'yı da sanırım en yakın zamanda okurum.

İşte romanda altını çizdiğim bir kaç satır: 
Devir öyle bir devir ki, mektebine âlim giren zalim çıkıyor, mapushanesine cahil giren âlim çıkıyor. 
*
Sevdası baştan tütene, yâr sopası gül dalıymış meğer.
*
Sevda, sır ile olurdu o günlerde. Hele bir de karşılıksızsa, yahut imkansızsa, hayat aynası kırılmadan sevda sırrı dökülmezdi.

Kâfirûn, Ahmet Tezcan, Timaş Yayınları, İstanbul

Sait Köşk
21.02.2015

14
0
0
Yorum Yaz