saitkosk 1 Takipçi | 22 Takip
Kategorilerim

Belleğimde İz Bırakan Kitaplar

İzlenimler

Diğer İçeriklerim (9)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (1)

Kur’an Okumaları 3, Firavun’a Gideceksin

2015-10-17 19:52:00
Kur’an Okumaları 3, Firavun’a Gideceksin |  görsel 1

Kitap bitmedi daha, ama birkaç güne bitecek. Ben kitaptan iki yazı üzerinde durmak istiyorum: “Gelecek, Gelecektir” yazısında üç rüyadan bahsediliyor. Üç yorum ve üç durum. Firavun bir rüya görür. Ve şöyle yorumlar. Beni İsrail’den bir erkek çıkacak, zülüm ve küfür üzere bina ettiği düzenini yıkacaktır. Alır mı Firavun’u bir telaş. “Tez, Benî İsrail’den doğan bütün erkek çocukları öldürülsün.” Ama göklerde yazılanın yerde bozulduğu nerede görülmüş. Ve Firavun Hazreti Musa’yı sarayında kendi elleriyle büyütür. Nemrud da bir rüya görür: “Bir yıldız doğar, doğan yıldız gelir güneşin ışıklarını bastırır.” Ve yorumlar: “Ülkende şu yılda bir çocuk doğacak, halkının dini yerine başka bir din getirecek, senin saltanatının yıkılışı onun eliyle olacak.” “Öyle mi, öldürün o zaman doğan bütün erkek çocukları!” Ama mümkün mü, Allah’ın olmasını murad ettiği şeyin olmaması. Bir mağarada gizlice dünyaya gelen İbrahim tıpkı rüyada görüldüğü gibi gelip Nemrud’un küfür saltanatına son verecektir.  Yusuf bir rüya görür: “On bir yıldız, güneş ve ay kendisine secde etmektedir.” Baba yorumlar rüyayı. Bundan kardeşlerine bahsetmemesini ister Yusuf’tan. Ama kardeşler bir şekilde duyarlar rüyayı. Ve on bir yıldızın kendileri olduğunu, güneş ve ayın anne ve babaları olduğunu anlarlar. Ve kıskançlıkla Yusuf’u öldürmeye karar verirler. Ama Rabbimiz bir kere ol emrini vermiştir. Yusuf kuyulardan çoktan saraylara uçmuştur. Ve on bir yıldız yıllar sonra gelip Hazreti Yusuf’a ... Devamı

Git, Secde Et ve Ağla

2015-10-17 19:40:00
Git, Secde Et ve Ağla |  görsel 1

Son zamanlarda namazla ilgili kitaplar ardı ardına yayınlanıyor. Bunlardan ilki Cemil Tokpınar’ın Sabah Namazına Nasıl Kalkılır kitabıydı. Sanırım milyonun üzerinde kişiye ulaştı bu kitap. Derken namaz platformu oluşturuldu. O diyar senin bu diyar benim, her yer gezildi. İmandan sonra en büyük hakikat namaz anlatıldı. Bu platformda bulunan yazarlarımızın hemen hepsi namazla ilgili kitaplar kaleme aldılar. Bunlar arasında hatırladıklarım: Namaz/ Bir Tevhid Eylemi, Abdullah Yıldız; Niçin Namaz, Nasıl Namaz, eserleriyle Vehbi Karakaş; Namaz Bilinci, Hasan Hafızoğlu; Namaz Gözaydınlığım, Mehmet Göktaş; Namaz/Akılları Durduran Mucize, Kerim Buladı; Namaz/Dirilişe Çağrı, Ahmet Bulut. Okuduğum bu kitabı ne zaman aldım bilmiyorum. Geçen hafta sonu, kütüphanemde “Bu hafta ne okuyayım?” diye gezinirken gözüme ilişti. Şöyle bir karıştırdım ve sonrasında okumak için ayırdım. İyi ki de öyle yapmışım. Kitap “Hassas bir kalbin başlangıç tekbirinden selama kadar uzanan namaz yolculuğunu hikâyelerle anlatıyor.”  Hikâyelerde duygulara hitap eden etkili bir dil kullanılmış. Daha çok hayat tecrübesi, namaz konusunda yaşanmışlıklar var. Kitap hadislerle, tarihi olaylarla, pişmanlıklarla, tevbelerle, dualarla süslenmiş. Ara ara şiirler de var. Esmaü’l Hüsna’yı anlattığı bir şiiri kitap boyunca yer alıyor. İşte oradan bir beyit: “Dilde, kalpte gönülde. “Var” ve “Bir” olan Allah (c.c), Ona sığınan insan ne ah çeker ne de vah. Yazar daha çok namaz esnasında neler düşünülmesi gerektiği üzerinde duruyor. Namazda ayetlerin anlamlarını düşünüyor. Allah'ın güzel isimlerini hatırlıyor. “Allahü ekber” diyor Rabbin büyüklüğünü, büyüklüğün&... Devamı

Merhamet/ Kemal Sayar

2015-03-07 21:57:00
Merhamet/ Kemal Sayar |  görsel 1

Feryat ah feryat, ne kadar da sessiz kalıyorsun? Merhamet ve şefkat sevdiğim iki kelime. Sevdiğim ve gerçek anlamda yüreğimde de hissetmek istediğim. Bir şeyi bilmek ayrı, yaşamak ayrı bir şeydir. Elbetteki bu iki kavramın anlamını gayet iyi biliyorum. Ama hissedenleri, hissetttiklerini hissettirenlere daha çok değer veriyorum. Tüyap kitap fuarına giderken doğrusu merhamet üzerine yazılmış bir kitap aklımın ucunda bile yoktu. Gördüm ve aldım. Son zamanlarda bir kitapta aradığım tek şey öznellik. Öznellik derken yazarın kendinden bir şeyler kattığı eserleri kastediyorum. Nesnel ve tarafsız olmak adına yazılmış genel geçer bilgiler ihtiva eden kitaplardan kaçıyorum. O türden bilgileri sözlüklerde ve ansiklopedilerde de bulabilirim. Bilimsel kitaplarda olması gereken nesnelliğin elbette ki farkındayım. Olmalıdır da. Ama şu sıralar ilgi alanıma bilimsel kitaplar girmiyor.  Merhamet kitabının yazarı Kemal Sayar bir Psikiyatrist. Dolayısıya eserinde doktor hasta ilişkisinden edinilen tecrübeler sıklıkla dile getirilmiş, ki bundan çok istifade ettim. “Bir Hıçkırık” genç bir annenin ölen çocuğunun ardından bıraktığı tek bir hıçkırıktan söz ediyor. Söz de yok aslında, feryat yok, sadece bir hıçkırık. Etkilendim. Yine “Gök Ekini” yazısı bir dostunun on altı yaşındaki oğlunun toprağa veriliş anının anlatıldığı yazı. “Mezarın etrafında gözleri nemli insanlar. Bir bulut hepimizin üzerinden dolaşarak merhamet yağmurları bırakıyor. Keşke ömrümüzü o üç beş dakikanın sağladığı derinlikle geçirebilseydik. Bilinç keşke o derinlik sarhoşluğundan hiç uyanmasa.” Keşke. Ama mümkün mü? Bütün o derinlikli etkileri öldürüp mezarlıkta bırakıyoruz. Ve yine biz hiç ölmeyecekmiş gib... Devamı

Cam Irmağı-Taş Gemi/ Nazan Bekiroğlu

2015-03-07 21:52:00
Cam Irmağı-Taş Gemi/ Nazan Bekiroğlu |  görsel 1

Epey bir zamandır böylesine edebî bir kitabı okuduğumu sanmıyorum. Anlaşılması için bütün dikkatimi kitaba vermem gerekti. Sık bölmemem ve mümkün olduğunca hızlı okumam gerekti kitabı. Birkaç gün ara versem metinler arasında bağlantıyı kuramamaktan korktum. Kitabı okurken zorlandım, ama kitabı bitirdiğimde dimağımda kalan lezzet gerçekten farklıydı. Bu kitabı okurken hissettiklerimi geçmişte Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanını okurken de yaşadığımı şimdi hatırladım. Kitap beş öyküden oluşuyor: “Be, Kül Rengi Küçük Kuş İle Beyaz Mermer Şehir, Mavi Gül Dalı, Cam Irmağı Taş Gemi, Zeyl: Nihade’nin Beşinci Defteri ve Gül İbrişim Tazarrusu”. Kitapta doğrusu bir isim görmedim. Kişiler daha çok ünvanlarıyla vardılar. İsimler ancak “Zeyl: Nihade’nin Beşinci Defteri”nde karşımıza çıkıyor: Nihade, Mansur ve Numan… Kitaptaki hikâyeler her ne kadar birbiriyle ilgisiz gibi dursa da başlangıçlarda, ya da sonlarda öyküler bir önceki öyküyle ilişkilendiriliyor.  İlk öyküde, “Be” Elif’e âşık olmuş. Böylece Elif’in varlığı herkesçe bilinmiş. Nasıl ki Leyla’yı bilinir kılan Mecnun’sa Elif’i de bilinir yapan Be’dir. Hani derler ya Mecnun’a “Leyla kara kuru bir kız” Mecnun da cevap verir: “Onu bir de benim gözümle görünüz.” Leyla’nın kendi varlığının farkına varması Mecnun sayesindeymiş.  "Kül Rengi Küçük Kuş ile Beyaz Mermer Şehir" öyküsünde bir kuş göçmen kuşlara öykünüyor. Onların peşi sıra gitmeye çalışıyor, ama yarı yolda kendisinde göçmenlik özelliği bulunmadığı için kanatları kendini t... Devamı

CNR Kitap Fuarı/ Mart 2015

2015-03-07 21:50:00
CNR Kitap Fuarı/ Mart 2015 |  görsel 1

CNR kitap fuarı iki gün önce açıldı. Bugün ziyaret etme imkanı buldum. Dün sosyal medyada Nuriye Çeleğen’in Hazreti Fatıma’nın dilinden Efendimizi anlattığı “Babam Hazreti Muhammed” kitabının çıktığını görmüştüm. Fuarda sorduğum ilk kitap bu oldu. Öğrendim ki kitap henüz yayınevinin kendisine de gelmemiş. Matbaadan Salı günü gelecekmiş, fuarda da ancak çarşamba günü olurmuş. Üzüldüm tabi. Her neyse, “Güç olmasındansa geç olması evladır.” diyerek Hülya Yakut Üstündağ’ın yeni kitabı Çağla Zamanı’nı sordum. Baktım yazarı da oradaydı. Kızım adına imzalatırken kızımın isminden beni tanıdı. Ve yenilerde okuduğum Nuriye Ana kitabının bende bıraktığı izlenimleri paylaştığım yazımı henüz okuduğunu belirtti. Çok teşekkür etti. Günün ilk kitabını kızım için imzaladığını söyledi. Nesil’den Vehbi Vakkasoğlu’nun Üstad Bediüzzaman Said Nursi’yi anlattığı Başkasının Günahına Ağlayan Adam kitabını da alarak ayrıldım. Timaş Yayınları’na geçtim. Baktım bir zamanların televizyon programcısı, akademisyen, diplomat yazar Mim Kemal Öke’yi gördüm. Yeni çıkan Aşkın Ekolojisi kitabını imzalattım. Timaş’a ait Sufi Kitap’tan Rabia Chrıstıne Brodbeck’in Ağla kitabını aldım. Kitap yazarın manevi yolculuğunda edindiği tecrübeleri anlatıyormuş. Muzaffer Ozak kitabın kapağında “Günahlarına ağla. Ağlayamıyorsan niye ağlayamıyorum diye ağla…” diyor. Ayşe Şasa’ya hidayet getiren Muhyiddin İbn-i Arabî’nin Fususu’l Hikem kitabını, yine Ayşe Şasa’nın önsözünü yazdığı Su Üstüne Yazı yazmak kitabının da yazarı Muhyiddin Şekur’un yeni çıkan Gölgeler Koridoru’nu aynı ... Devamı

Delilik Ülkesinden Notlar/ Ayşe Şasa

2015-03-07 21:48:00
Delilik Ülkesinden Notlar/ Ayşe Şasa |  görsel 1

Yazarın Bir Ruh Macerası kitabını daha önce okumuştum. Okumakla kalmamış, kitabı elden ele dolaştırarak belki on kişinin daha okumasına vesile olmuşm. O kitaptan sonra bu kitabı okumak konu bakımından bana yabancılık çektirmedi. Şimdi aynı şekilde bu kitabın da elden ele dolaşması için gayret sarfeder miyim, sanmıyorum. Çünkü her iki kitap sanki bir kitapmış gibi durdu bende. Farklılığı çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı yazılar oldu. Kitap, yazarın hastalık nöbetleri esnasında, doktorunun tavsiyesiyle yaşadıklarını kaleme aldığı günlüklerinden, çeşitli gazete ve dergilere yazdığı yazılardan, kendisiyle yapılan röportajlardan ve kendisi hakkında yazılan yazılardan oluşuyor. Bilhassa günlüğünde, uzun yıllar evden çıkamayışını, yaşadığı krizler sonrasında hissettiklerini, hayal alemini, senarist olması hasebiyle, projektör tutulmuş sahneler gibi canlı anlatıyor. "Beynimde sürekli devam eden delilik nöbetlerini, onları izleyen ara zamanları, bitmek bilmeyen iç sorgulamayı, iç hesaplaşmayı, hiç kimseye, doktorlara bile anlatılmayan yanlarıyla kâğıda geçirmezsem, gözüm açık gideceğim." Ayşe Şasa’ya çocukluğundan itibaren Allah’tan başka her şey öğretilmiş. Allah olmayınca hayatında merhameti de, şefkati de, sevgiyi de bilmiyor. Kimse kendisini sevmiyor, kendisi de kimseyi sevmiyor. Ailesi tarafından dışlanmış. Çevresi tarafından dışlanmış. Öğrendiği bilgiler ona mutluluk getirmemiş, batının perişan ölçüleri içerisinde kıvranıp durmuş. Ta ki orta yaşlara varıncaya kadar. Ölüm düşüncesine erinceye kadar. Yaşadıklarının sonsuzca devam edeceği fırtınasına kapılıncaya kadar.  Hilmi Yavuz onun için ermiş diyor. Gerçekten de İbn-i Arabi ile tanışması onu tam teslim olmadığı, batının çü... Devamı

Kâfirûn/ Ahmet Tezcan

2015-03-07 21:46:00
Kâfirûn/ Ahmet Tezcan |  görsel 1

Kitabı dün elime almıştım. Bugün bitirdim. Ahmet Tezcan belki yirmi yıldır takip ettiğim bir yazar. Geçmişte Dördüncü Kuvvet Medya başlığıyla medya eleştirilerini çok okudum. Belli başlı bir kitabını okumamıştım. Öğrendim ki zaten bu da onun ilk belli başlı kitabıymış. “Alkımın Altından Kimse Geçemez” üçlemesinin ilk kitabı. Okumadığım ikinci kitabı Sarı’da böyle yazıyor. Üçüncüsü henüz çıkmadı.  Kitabın kendisinde okumadım. Ama yorumlarda gördüm ki yazar burada kendi hayatından kesitler anlatıyor. Kendi hayatı ekseninde bir dönemi yazıyor. 60’lı yılları anlatıyor. Bediüzzaman’ın vefat ettiği, Menderes’in asıldığı, Risalelerin ve “ne olur ne olmaz” denilerek tüm Osmanlıca eserlerin naylonlara sarılıp toğrağa saklandığı Osman Bölükbaşı’lı yılları.  Kitap akıcı bir üsluba sahip. Yer yer argo, yer yer “Batıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlaldir.” gerçeğine uygun cümleler de var. Romancı işte, hayatın içinde olan bazen en mahrem konuları da es geçmiyor, geçemiyor.  Kitapta iki İsmet, iki de Hikmet var. “İsmetlerden bir tanesi, mahallede ‘acer gelin’ diye bilinen ama bizim mahallenin yosması diyebileceğimiz, fingirdek bir kadındır. Diğer İsmet ise, arka planda olan ama siyasi ihtirası bütün memleketin üstüne bir gölge gibi çökmüş olan İsmet Paşa’dır.” “İki İsmet’in hikayesi şiddetin ve şehvetin hikayesidir.” “Şiddet ve şehvetin panzehiri olan uhuvvet ve muhabbet ise Hikmetler ile ortaya çıkıyor.” Birisi Nurcu Çerkes Hikmet Usta, diğeri kominist Doktor Hikmet. İki hikmet her ne kadar zıt kutuplar gibi dursalar da aslında sosyal olaylara bakışı bir o kadar yakındır. Sadece bir... Devamı

Sarı/ Ahmet Tezcan

2015-03-07 21:43:00
Sarı/ Ahmet Tezcan |  görsel 1

Serinin birinci kitabı Kafirun’da, yaşadığım yılları değil de bana anlatılan yılları okumuştum. Pek de uzak olmayan yakın tarihteki yılları. Yaşayanların bizzat ağzından dinlediğim yılları. Olaylara tanık olanların, hatıralarını gazete köşelerinde ya da kitaplarında paylaştığı yılları. Sarı’da ise aslında bir yönüyle kendimi okudum. 1970’li yılların hareketliliği benim de çocukluğuma rastlıyor.    Sarı, yetmişli yılların başında imam hatip öğrencisi. Bense sonunda. On dokuz mayısları yazarın yaşadığı şiddette yaşamasam da artçılarını yaşadım. Törenlerde ve ziyaretlerde imam hatipler epey bir yıl yok sayılmış. Aynı minvalde bir yok sayılmayı yıllar yıllar öncesinde Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Kahramanmaraş ziyaretinde yaşandığını Vehbi Vakkasoğlu’nun bu yakınlarda okuduğum Sandal Hoca kitabında da görmüştüm.   Sarı’nın on dokuz mayıs töreni için yazdığı yazı, demek o kadar beğenilmiş ki -ya da farklı sebeple- bundan sonra bu türden bütün törenlerde ya yazılar imam hatipliler tarafından yazılmış, ya da imam hatipliler tarafından törenlerde okunmuştur.    Sarı romanıyla Ahmet Tezcan bir döneme ayna tutuyor. Dönemin siyasi problemleri, anarşik hareketleri, okullardaki öğrenci olayları, hapishanelerin kızıllar ve yeşillerle doldurulması, bazen trajik çoğu zaman ironik bir şekilde anlatılıyor. Hapishanede kızılken yeşile dönenler de kitapta yer buluyor. Kitapta en çok ironik bulduğum bölüm, Kadir Hoca ile Doğan Hoca’nın birbirine zıt konudaki kitapları birbirinden habersiz aynı korkuyla okulun bahçesine gömmeleri ve bir gün buradan çıkardıkları kitapları değiş tokuş yapmaları, bölümüydü.    Korkut’un Sultan’a olan aşkı, annenin kızını “Bir ölü yıkayıcıy... Devamı